İŞ, İŞ FORMÜLLERİ, İŞ ÇEŞİTLERİ, İŞ ÖZELLİKLERİ, İŞ NEDİR

18/10/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

İŞ, İŞ FORMÜLLERİ, İŞ ÇEŞİTLERİ, İŞ ÖZELLİKLERİ, İŞ NEDİR? (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

Bir kuvvetin bir cisme etki ederek ona konum değişikliği kazandırması olayına denir. W ile gösterilir, skaler bir büyüklüktür.

İş, kuvvet vektörü ile yer değiştirme vektörlerinin skaler çarpımına eşittir.

Şekildeki gibi bir cisme etki eden F kuvveti cismi A noktasından B noktasına götürmüş olsun. Kuvvetin yaptığı iş ;

 Eşitliği ile verilir. Yani kuvvet vektörü ile yer değiştirme vektörünün skaler çarpımına eşittir.

        W = F . X . cosα         

 

İfadesine işin genel denklemi denir.

 

 

İŞ BİRİMLERİ:

W(Joule) = f.(n).x(m).cosα

İşin genel denklemine (W=F.X.COSα) göre

Kuvvet etkisinde kalan bir cismin yer değiştirme vektörü 0 ise yapılan iş 0 dır. Bir kuvvetin iş yapabilmesi için etki ettiği cisme etki ettiği cisme mutlaka konum değişikliği kazandırması gerekir.

Şekildeki gibi yatay düzlemde hareket eden bir cisme dik bir kuvvet etki ediyor. Ancak cisim yatayda konum değiştiriyorsa ; cisme uygulanan F kuvvetinin yaptığı iş sıfırdır. Kuvvet cisme kendi yönünde konum değişikliği kazandırmış olsaydı iş yapmış olurdu.

4) α = 0 ise cos0˚ = 1 ise W=F.X olur.

 

SABİT BİR KUVVETİN YAPTIĞI İŞ:

 

ÖRNEK:

 Sürtünmesiz yatay bir düzlemde duran bir cisme yatay bir doğrultuda uygulanan kuvvetin yola bağlı değişim grafiği şekildeki gibidir. Kuvvetlerin cisim üzerinde yaptığı iş kaç olur?

ÇÖZÜM:

 

SÜRTÜNME KUVVETİNİN YAPTIĞI İŞ:

Sürtünme kuvveti daima cisimlerin hareketlerine karşı koyduğu için negatif iş yapar. Bu iş; hareket sırasında ısı enerjisine dönüşür. Cisme etki eden sürtünme kuvveti fs ise bu kuvvetin X yolu boyunca yaptığı iş ;

WS = -fs.x

Bağıntısı ile verilir. Burada (-) işareti cismin enerji kaybettiğini açıklar.

ÖRNEK: 

Yatay F kuvveti sürtünme katsayısının 0,3 olduğu

Yatay düzlemdeki cismi A noktasından B noktasına götürülüyor

a) Cisme etki eden F kuvveti kaç joule�luk iş yapar ?

b) Sürtünme kuvvetinin yaptığı iş kaç joule�dur?

c) Bileşke kuvvetin yaptığı iş kaç joule�dur?

ÇÖZÜM:

a)    WF = F.X = 20.5 = 100 joule

b)    WS = -fs.X = -kmg.X = -0,3.4.10.5 = -60 Joule

c)     Wnet = Fnet.X = (F - f s).X = (F � kmg).X = (20 � 0,3.4.10).5

Wnet = (20 � 12).5 = 8.5 = 40 joule

UYARI: Wf = Ws + Wnet olduğuna dikkat ediniz. Yani F kuvvetinin yaptığı iş sürtünmeye karşı yapılan iş ile bileşke kuvvetin yaptığı işin toplamıdır

 

YERÇEKİMİ KUVVETİNE KARŞI YAPILAN İŞ

 Yer düzleminde bulunan bir cismi kaldırarak yerden h yüksekliğine çıkarmak için gerekli en küçük kuvvet cismin ağırlığına eşittir. (Fmin = G). Cisim X=h kadar yüksekliğe çıkarılırsa yer çekimi kuvvetine karşı yapılan iş:

W = Fmin .X = G.h   =>>    W=mgh     olur.

UYARI: Yerçekimi kuvvetine karşı yapılan iş: işi yapan kuvvete ve cismin izlediği yola bağlı değildir.

ÖRNEK:

  Şekildeki eşit kütleli cisimler yerden F1, F2, F3 kuvvetleri ile h yükseklikteki K-L düzlemine çıkarılıyorlar.Kuvvetlerin yaptığı işler W1=f.h,W2=5f.h,W3=mgh dir

Kuvvetlerin yok boyunca yaptıkları işler farklı olmasına rağmen yerçekimine karşı yapılan işler eşittir.

UYARI:

Korunumlu Kuvvetler: Yaptıkları işler,etki ettikleri cisimlerin izledikleri yola bağlı olmayan kuvvetlere denir. Çekim kuvvetleri, elektriksel ve magnetik kuvvetler korunumludurlar.

Korunumsuz Kuvvetler: Yaptıkları işler etki ettikleri

cisimlerin izledikleri yola bağlı olan kuvvetlere korunumsuz kuvvetler  denir.Sürtünme kuvveti korunumsuz kuvvettir.Sonuç olarak korunumlu kuvvetlerin yaptıkları işler cisimlerin izledikler yola bağlı değildir.

A noktasında bulunan bir cisim üç ayrı yoldan B ye getirilirse , kuvvetlerin cisimler üzerinde yaptığı işler W1=W2=W3   olur.

Özdeş I,II, ve III cisimleri S1, S2 ve S3 yollarından T noktasına çıkarılırken yerçekimine karşı yapılan işler birbirine eşittir. W1=W2=W3

KALP, KALBİN ÖZELLİKLERİ, KALBİN ÇALIŞMASI, KALP DAMARLARI, KAN

18/10/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

KALP, KALBİN ÖZELLİKLERİ, KALBİN ÇALIŞMASI, KALP DAMARLARI, KAN DOLAŞIMI, KALP HASTALIKLARI (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

 

Kalp, kas dokudan yapılmış olup, ters duran bir armuda benzer. Kalp, insanlarda göğüs boşluğunun biraz solunda, iki akciğerin arasındadır.

 

 

Kalbin yapısı dıştan içe doğru üç tabakadır:

 

1-Perikard: Kalbin en dışında yer alan,  çift katlı zar tabakadır. Bu iki tabaka arasında kan serumuna benzer bir sıvı bulunur. Sıvının görevi kalbin çalışmasını kolaylaştırmaktır.

 

2-Kas Doku (Miyokard): Kalp düzenli kasılıp gevşeyebilen çizgili

kasların oluşturduğu kas dokudan meydana gelmiştir. Kalp kası çizgili kaslardan meydana gelmesine rağmen, isteğimiz dışında çalışır.

 

3-Endokard: En içte yer alır. Tek katlı epitel doku hücrelerinden oluşur.

 

İçi boş bir organ olan kalp, dört odacığa bölünmüştür. Üstteki odacıklara kulakçık, alttaki odacıklara karıncık denir. İki kulakçık ile iki karıncık arasında hiçbir geçit yoktur.

 

Sağ tarafta yer alan odacıklar; sağ kulakçık ve sağ karıncık adlarını alırlar. Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü kapak bulunur.

 

Kalbin sol tarafında yer alan odacıklar ise; sol kulakçık ve sol karıncık adını alırlar. Sol kulakçık ile sol karıncık arasında ikili kapak bulunur.

 

Kapaklar, kanın kulakçıklardan karıncıklara geçmesine izin verir. Ancak karıncıklardan kulakçıklara geçmesine izin vermezler.

 

Kalbin çalışması kasılma ve gevşeme şeklinde olur. Kuvvetli kaslardan yapılmış olan karıncıklar kasıldıkları zaman, içerisindeki kanı atardamarlara iletirler. Karıncıklar gevşemeden önce, kulakçıklar, toplardamarlardan gelen kan ile dolarlar. Karıncıklar gevşerken, kulakçıklar kasılır ve kan, kapakçıklar yardımıyla kulakçıklardan karıncıklara geçer. Kalbin iki kulakçığı kasılırken, aynı anda iki karıncığı gevşer. İki karıncığı kasılırken de aynı anda iki kulakçığı gevşer. Bu olay dakikada 70- 80 kez tekrarlanır.

 

Kalpteki Kan Damarları Ve Özellikleri 

 

Kalp tarafından pompalanan kan vücutta değişik kalınlıktaki damarlar içerisinde dolanır. Damarları yapı ve görevlerine göre üç grupta toplayabiliriz. Bunlar:

 

I-Atardamarlar:

 

1- Kalpten kanı alarak organlara taşıyan damarlardır.

 

2- Karıncıklardan çıkarlar. Kapakçıkları sadece, damarın kalbe çıktığı yerde bulunur.

 

3- Genellikle oksijence zengin, yani temiz kan taşırlar. (Akciğer atardamarı kirli kan taşır). 

 

4- Atardamarların yapısında iç içe geçmiş üç tabaka vardır: En içte endotel, ortada kas, en dışta zar. (Kas tabakada esnek teller bulunur. Bu sayede atardamarlar esneklik kazanır.)

 

5- Atardamar kesildiğinde kanama kendiliğinden durmaz.

 

6- Çeperleri (duvarları) diğer damarlardan kalındır.

 

7- Kan akış hızı ve kan basıncı en yüksek olan damarlardır. Kalpten uzaklaştıkça basınç da kademeli olarak düşer.

 

II-Toplardamarlar:

 

1- Kanı vücuttan kalbe getiren damarlardır.

 

2- Kulakçıklara açılırlar. İçlerinde, kalbe doğru açılan, tek yönlü kapakçıklar bulunur.

 

3- Genellikle kirli kan taşırlar. (Akciğer toplardamarı temiz kan taşır.)

 

4- Toplardamarın yapısı da üç tabakadır. Ancak esnek teller burada çok azdır.

 

5- Herhangi bir nedenle toplardamar kesildiğinde, kesilen yerin ağzı büzülerek, kanama durur.

 

6- Kan akış hızı ve kan basıncı daha yavaştır.

 

III-Kılcal damarlar:

 

1- Atardamarların son kısmıyla, toplardamarların baş kısmında bulunur. Toplardamarlarla atardamarları birleştiren kısımdır.

 

2- Kandaki besin ve oksijeni hücrelere verir, hücrelerdeki atıkları kana taşır.

 

3- Duvarları çok incedir. Tek katlı epitel dokudan meydana gelir.

 

Not: Kan, atardamar →→  kılcal damar →→ toplardamar yolunu izlerken, basıncı giderek azalır.

         Kan atardamar  →→  toplardamar →→ kılcal damar yolunu izlerken hızı giderek azalır.

 

 

Kalbe Giren Ve Çıkan Damarlar

 

Kalp büyük oranda kas dokudan yapıldığı için çok enerji harcar. Bu nedenle bol besin ve oksijene ihtiyacı vardır. Kalp kaslarına gerekli besin ve oksijeni götüren damarlara koroner damarlar denir, kalbin dış yüzeyinde bulunur.  

 

Kalbe kanı getiren damarlar, toplardamar; kalpten kanı götüren damarlar ise, atardamar adlarını alırlar. Atardamarların kalpten çıktıkları yerde, kanın kalbe geri dönmesini engelleyen kapakçıklar vardır.

 

Kalbin Sağ Tarafına: Sağ kulakçığa alt ve üst ana toplardamar gelir, sağ karıncıktan ise akciğer atardamarı çıkar. Akciğer atardamarı kalpten çıktıktan sonra iki kola ayrılır. Her iki kol da akciğere gider.

 

Kalbin Sol Tarafına: Sol kulakçığa, akciğerde temizlenen kan, dört kol halinde akciğer toplardamarıyla gelir. Sol karıncıktan ise, temiz kan, aort atardamarıyla çıkar. 

 

 

Kan Dolaşımı

 

Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için, kanın, vücutta sürekli hareket halinde olması gerekir. Kanın vücuttaki hareketini, kalp ve damarlar sağlar. Kanın damarlarda hareketi iki şekilde olur:

 

1-Küçük Dolaşım: Kalbin sağ karıncığından akciğer atardamarıyla çıkan kirli kanın, akciğerlerde temizlendikten sonra, kalbin sol kulakçığına, akciğer toplardamarı yoluyla gelmesine küçük dolaşım denir.

 

2-Büyük Dolaşım: Kalbin sol karıncığından, aort atardamarıyla çıkan temiz kanın, bütün vücudu dolaştıktan sonra birleşerek, alt ve üst ana toplardamarlarıyla kalbin

sağ kulakçığına gelmesine büyük dolaşım denir.

 

Nabız: Sol karıncığın kasılarak, kanın atardamarlara itilişinden dolayı oluşan vuruya nabız denir.

 

Tansiyon: Kanın, pompalandığı atardamar içerisinde, damar çeperine yaptığı basınca denir. Kalbin kasılırken yaptığı basınç büyük tansiyon, kalbin gevşeme durumunda yaptığı basınç küçük tansiyondur.

 

 

Kalp Hastalıkları

 

Enfarktüs: Kalbi besleyen damarların (koroner damarlar), damar sertliğine bağlı olarak tıkanmasıdır.

 

Kalp Yetmezliği: Kalbin pompalama görevini yeterince yapamamasıdır.

 

 

Damar Hastalıkları

 

Varis: Toplardamarların genişlemesidir.

 

Basur (Hemoroit): Anüs bölgesindeki toplardamarların genişlemesidir.

 

Teknolojinin gelişmesiyle beraber kalp- damar hastalıklarının tedavisinde önemli buluşlar yapılmıştır. Bunlardan bazıları:

 

Eko kardiyogram (EKG) ile kalbin elektriksel aktivitelerinin grafiği çıkarılır. Bu grafiklerle anormallikler tespit edilir.

 

Röntgen, kalbimizin ve kan damarlarımızın görüntülenmesini sağlar. Kalp büyümesi dahil olmak üzere bazı hastalıkların teşhisinde kullanılır.

 

Kan testleri de dolaşım sistemiyle ilgili birçok sorunun anlaşılmasını sağlar.

 

Kalp pili kalbin uygun ritimde çalışmasını sağlar. Kalp pili göğüs derisinin altına takılır.

 

Koroner by-pass ameliyatında tıkanmış kalp damarlarının iki yanına, göğüs ya da bacaktan alınan damarlar dikilerek, kan akımı yeni damardan sağlanır. Aynı şekilde yapay kalp kapakçığı takılarak da kalp kapakçığı sorunları giderilir. 

 

Anjiyo yöntemiyle ucunda balon bulunan esnek bir boru kasıktaki damardan sokularak kalptaki tıkalı atardamara gönderilir. Balon burada şişirilerek tıkalı damar genişletilir.  

KALP, KALBİN ÖZELLİKLERİ, KALBİN ÇALIŞMASI, KALP DAMARLARI, KAN DOLAŞIMI, KALP HASTALIKLARI (2) (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

 

Kalp, iki akciğer arasında, göğüs kafesinde bulunan, alt yüzüyle diyaframa komşu, kassal yapıda bir organdır.

 

Dolaşım sisteminin önemli organlarından biri kalptir. Sağ elinizin parmaklarını birleştirip sol göğsünüzün üzerine koyduğunuzda, kalp atışlarını algılayabilirsiniz. Kalbinizin büyüklüğü yaklaşık kendi yumruğunuz kadardır.

 

 

 

Kalp, dıştan içe doğru zar tabakası, kas tabakası, iç tabaka olmak üzere üç tabakadan meydana gelir. Kalbi içyapısı, üstte iki, altta iki olmak üzere dört odacıktan oluşmuştur. Üstteki odacıklara kulakçık, alttakilere ise karıncık denir. Karıncıklardaki kas tabakası, kulakçıklara göre daha kalındır. Bu nedenle karıncıkların pompalama gücü, kulakçıklardan daha fazladır. Kulakçıklarla karıncıklar arasında kapaklarla açılıp kapanabilen geçitler bulunur.

        

Kalp vücudun her tarafına kanın ulaşmasını sağlayan bir pompa gibi çalışır. Kalbin çalışması, kalp kasının kasılıp gevşemesi ile olur. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer.

 

Kalbin pompaladığı kanın, vücudun her yerine ulaştırılması damarlarla sağlanır. Damarlar birbirinden hem kalınlık, hem de taşıdıkları kan yönünden farklıdır. Dolaşım sisteminde üç türlü kan damarı vardır. Bunlar: atardamarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlardır.

 

 

Kan damarları:

 

Atardamarlar: Kalpten çıkan kanı organ ve dokulara taşıyan damarlardır. Atardamarlar geniş, esnek ve sağlam bir yapıdadır. Dokuları oluşturan hücrelere besin ve oksijen taşırlar. Kalpten akciğer atardamarı ve aort damarları çıkar. Akciğer atardamarı hariç bütün atardamarlar temiz kan taşır. Akciğer atardamarı kirli kan taşır. Atardamarlar karıncıklardan çıkarlar.

 

Toplardamarlar: Tüm organlara yayılan kanı, yeniden kalbe getiren damarlardır. En önemlileri, vücutta kirlenen kanı taşıyan alt ve üst ana toplardamarlardır. Akciğer toplardamarı ise akciğerde temizlenen kanı kalbin sol kulakçığına taşır. Toplardamarlar vücuttaki kanı, kulakçıklara getirir.

 

Kılcal damarlar: Kandaki besin ve oksijenin hücrelere geçmesini sağlayan damarlardır. Atardamarlar ve toplardamarlar arasında bulunurlar. Vücudu bir ağ gibi sararlar. Kılcal damarların ince duvarından sindirim ürünleri ve oksijen hücrelere geçer. Hücrelerde oluşan karbon dioksit ve diğer artık maddeler, toplardamarların kılcal uçlarına verilir. Kısaca madde alış-verişi kılcallarda sağlanır.

 

Kanın kalpten pompalandıktan sonra vücudu dolaşarak yeniden kalbe dönmesine, kan dolaşımı denir.Kan dolaşımlarını anlatmadan önce şu hatırlatmalarda bulunmak gerekir.

 

ü      Kalbin sağ tarafında kirli sol tarafında temiz kan bulunur.

ü      Kalbe giren damarlar (toplardamarlar) kulakçıklardan girerken, kalpten çıkan damarlar (atardamarlar) karıncıklardan çıkar.

 

a. Büyük kan dolaşımı: Sol karıncıktan aort ile çıkan temiz kanın tüm vücudu dolaşarak oksijeni azalıp karbondioksiti çoğaldıktan sonra, alt ve üst ana toplardamarlarla kalbin sağ kulakçığına gelmesine büyük dolaşım denir.

 

b. Küçük kan dolaşımı: Sağ karıncıktan akciğer atardamarı ile çıkan kirli kanın akciğerlere gidip temizlendikten sonra, akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına gelmesine küçük dolaşım denir.

 

Ders Arası: Yüz altmış sekiz ton ağırlığındaki bir mavi balinanın kalbinin otomobil kadar, damarlarının bebek emekleyebilecek kadar büyük olduğunu ve kalbinin dakikada üç defa attığını biliyor musunuz?

 

 

Kan Hücreleri

 

Alyuvar: Yapılarındaki hemoglobinden dolayı kana kırmızı rengini veren hücrelerdir. Oluştuklarında çekirdeklidirler, ancak olgunlaştıklarında çekirdeklerini kaybederler.

 

Alyuvarlar, solunum organlarından aldıkları oksijeni dokulara taşır ve dokulardan alınan karbondioksitin solunum organlarına taşınmasına yardımcı olurlar. Kandaki sayıları yaş, cinsiyet, yapılan iş ve yaşam ortamının yüksekliğine göre değişir. Kemik iliğinde yapılarak kana verilirler.

 

Akyuvarlar: Beyaz renkli iri çekirdekli, büyük ve sabit bir şekli olmayan kan hücreleridir. Kemik iliği ile lenf düğümlerinde ve dalak, timüs gibi lenf dokularında üretilirler. Ömürleri birkaç gündür. Akyuvarlar, mikropları yutarak veya onlara karşı antikor üreterek vücudun savunmasını sağlarlar. Yapı olarak alyuvarlardan daha büyüktürler.

 

Kan pulcukları: Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerden oluşan kandaki en küçük parçacıklardır. Tam bir hücre yapısında olmadıklarından ömürleri kısadır. Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Böylece kan kaybını önlerler.

 

İnsanlarda A, B, AB, 0 olmak üzere dört çeşit kan grubu vardır. Kan grupları bu adları, iki çeşit proteinden almıştır. Kanda bu proteinlerden hangisi varsa kan grubu

o harfle adlandırılır. A proteinini taşıyanlar A grubu, B proteinini taşıyanlar B grubu, bu proteinlerden hiç birini taşımayanlar 0 grubu ve her ikisini de taşıyanlar AB grubudur. Her kan grubunun taşıdığı antikorlar da birbirinden farklıdır.

 

 

Gruplandırma, kanda bulunan Rh maddesine göre de yapılır. Kanında Rh maddesi bulunanlar, Rh+ (pozitif), bulunmayanlar Rh- (negatif) olarak adlandırılırlar.

 

Bu özellikler, kan aktarımında dikkate alınırlar.   

 

         

Kan grubu aynı olan insanlar birbirine kan verebilir. 0 kan grubu, bütün gruplara kan verebilir. Ancak diğer gruplardan alamaz. Yalnız kendi grubundan alabilir. Bu nedenle 0 grubuna genel verici denir. A grubu, 0�dan ve kendisinden alır, AB grubuna verebilir. B grubu 0�dan ve kendisinden alır, AB grubuna verebilir.

 

AB grubu ise bütün gruplardan kan alabilir, ancak kendisi hariç hiçbir gruba kan vermez. Bu nedenle AB grubuna genel alıcı denir. Ayrıca kan aktarımında, Rh+ olan bir kişi, Rh- olana kan veremez.

KALP HASTALIKLARI VE ÖZELLİKLERİ, KAN, KANIN ÖZELLİKLERİ, KANINI

18/10/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

KALP HASTALIKLARI VE ÖZELLİKLERİ (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

 

Enfarktüs: Kalbi besleyen damarların (koroner damarlar), damar sertliğine bağlı olarak tıkanmasıdır.

 

Kalp Yetmezliği: Kalbin pompalama görevini yeterince yapamamasıdır.

KAN, KANIN ÖZELLİKLERİ, KANINI YAPISI, KANIN GÖREVLERİ (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

 

Vücudumuzda, sıvı olan tek doku kandır. Bir miktar kan, bir tüpte bekletilirse iki kısma ayrıldığı görülür: Altta koyu kırmızı renkli çökelti ve üstte açık sarı renkli bir sıvı. Sıvı kısım kanın ara maddesi olup, plazma adını alır. Çökelti kısmı ise kanın canlı bölümü yani kan hücreleridir.

 

 O halde kanı plazma ve kan hücreleri olmak üzere iki kısımda inceleyebiliriz. Ortalama ağırlıktaki bir insanda yaklaşık 4,5 -5 litre kan bulunur. Kanın % 55�ini plazma, % 45�ni kan hücreleri oluşturur.

 

1-Plazma: Sarımtırak renkli bir sıvı olup çoğu sudan ibarettir. Geriye kalan bölümde besinler, enzimler, hormonlar, mineraller, atık maddeler (karbondioksit, üre) , serum proteinleri (albümin, fibrinojen ) ve antikorlar bulunur. Plazmaya kan serumu da denir.

 

2-Kan Hücreleri: Üç farklı tipte kan hücresi vardır:

 

I-Alyuvarlar(Eritrositler):

 

·      Kanda en fazla bulunan, yuvarlak şekilli ve kırmızı renkli hücrelerdir.(1mm3kanda 4,5- 5 milyon olup, kanın %45 ini oluşturan kan hücrelerinin %44�ü alyuvardır.)

·      Kırmızı kemik iliğinde, dalakta ve karaciğerde üretilirler. Yaşlı hücreler dalak ve karaciğer tarafından parçalanırlar.

·      Memelilerde ilk üretildiklerinde çekirdeklidir. Sonradan çekirdekleri kaybolur. Diğer omurgalılarda çekirdeklidir.

·      Hücre zarları ince ve esnektir. Bu nedenle kolaylıkla şekil değiştirebilir ve en ince kılcal damarlara girebilirler.

·      Alyuvarların ömrü 3- 4 aydır. Eksikliğinde anemi (kansızlık) görülür. Deniz seviyesinden yükseklere çıkıldıkça oksijen miktarı azaldığından, alyuvar sayısı artar.

·      Alyuvarların sitoplâzmasında hemoglobin bulunur. Hemoglobin kana kırmızı rengini verir ve hücrelere oksijen taşımak ve hücrelerde açığa çıkan karbondioksiti alarak dışarı atılacağı organlara götürmekle görevlidir.

 

Hemoglobin demirli bir proteindir. Kolaylıkla oksijenle birleşir ve oksihemoglobin haline gelir. Oksihemoglobin bulunduran kanın rengi açık kırmızıdır. (Temiz kan)

 

Oksihemoglobin taşıyan alyuvarlar dokulara ve hücrelere gelince taşıdıkları oksijeni verirler. Ve tekrar hemoglobin haline dönerler. Bu hemoglobin hücrelerde açığa çıkan karbondioksit ile birleşerek karbohemoglobin halini alırlar. Karbohemoglobini çok alyuvar taşıyan kan koyu kırmızıdır (Kirli kan). Bu kan akciğerlere giderek orada temizlenir.

 

 

II-Akyuvarlar (Lökositler) :

 

·    Akyuvar, kanın çekirdekli ve sayıca kanda en az olan hücreleri olup 1mm3 kanda 7- 8 bin kadardır.

·    Akyuvarlar kırmızı kemik iliği, dalak, lenf düğümleri, bademcikler ve timüs bezlerinde üretilirler.

·    İki temel çeşidi vardır: fagositler ve lenfositler.

 

Akyuvarların Görevleri:

 

Akyuvarlar büyük ve parçalı çekirdekli olup, amipler gibi yalancı ayaklar çıkararak hareket edebilme özelliğine sahiptir. Akyuvarlar yalancı ayaklarıyla eskimiş alyuvarları, yıpranmış hücreleri ve vücuda giren mikropları sararak içine alırlar ve enzim salgılayarak bunları sindirirler. Bu olaya fagositoz, bunu gerçekleştiren akyuvar hücrelerine fagosit denir.

 

Lenfositler kana yabancı madde girdiğinde etkinleşen akyuvarlardır. Bakteriler ve virüsler gibi mikropların yüzeyinde antijen olarak adlandırılan proteinler vardır. Lenfositler mikrop öldürücü özellikteki antikor denilen proteinleri üreterek mikropları etkisizleştirir. Her mikrobun antijenine uyan bir antikor vardır (kilit- anahtar ilişkisi gibi.)

 

Antikorlar ayrıca mikropların kana salgıladıkları zehirleri (toksin) zararsız hale getirici antitoksin maddelerini üretirler. Bu maddelere bağışıklık maddeleri denir.

 

 Vücudumuza mikrop girdiğinde akyuvarların sayıları artar. Çünkü akyuvarlar vücudumuzun savunmasını gerçekleştirir.

 

III-Kan Pulcukları (Trombositler):

 

Alyuvar ve akyuvarlardan daha küçüktürler. Değişik şekillerde olabilirler. Birbirlerine yapışık halde bulunurlar.1mm3 kanda 300 bin kadar trombosit bulunur. Trombositler kırmızı

ilikteki dev hücrelerin parçalanması ile oluşurlar. Ömürleri çok kısa olup yaklaşık 7- 8 gündür. Genelde çekirdek taşımazlar, çok azı çekirdeklidir.

 

Kan Pulcuklarının Görevi:

 

1)Damar zedelenmelerinde damarların iç yüzüne yapışarak buraları tıkarlar.

 

2)Kanın pıhtılaşmasını sağlarlar.

 

Not: Kan damar içinde pıhtılaşmaz. Çünkü kan serumunda (plazma) bulunan heparin maddesi buna izin vermez. Pıhtılaşma damar kesildiğinde gerçekleşir. Kanın pıhtılaşmasında karaciğerin ve kan pulcuklarının salgıladığı enzimler ve kan plazmasında bulunan fibrinojen görev alır. Ayrıca ortamda kalsiyum tuzlarının da bulunması gerekir.

 

K vitamini, hava teması, asitler ve sıcaklık pıhtılaşmayı hızlandırır.

kimyasal bağlar ile ilgili konu anlatımı,9. sınıf kimya dersi ko

16/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

kimyasal bağlar ile ilgili konu anlatımı,9. sınıf kimya dersi konu anlatımları,9. kimyasal bağlar konu anlatımı

KİMYASAL BAĞLAR

Kimyasal bağ, moleküllerde atomları bir arada tutan kuvvettir. Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler. Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye çalışırlar. Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir. Soy gazların bileşik oluşturamamasının sebebi bütün orbitallerinin dolu olmasıdır. Elektron yapıları farklı olan atomlar değişik biçimlerde bir araya gelerek kimyasal bağ oluştururlar;

. Bir atomdan diğer bir atoma elektron aktarılmasıyla

. İki atomun ortak elektron kullanmasıyla

Not: Elektron alış verişi ya da elektron ortaklaşmasının nedeni; atomların kararlı hale gelebilmek için elektron düzenlerini, soy gazlarınkine benzetme isteğidir. Soy gazların 8 değerlik elektronuna sahip oldukları için elektron sayısı 8’e tamamlanır. Buna oktet kuralı denir.

İYONİK BAĞLAR

İyonik bağlar, metaller ile ametaller arasında metallerin elektron vermesi ametallerin elektron almasıyla oluşan bağlanmadır. Metaller elektron vererek (+) değerlik, ametaller elektron alarak (-) değerlik alırlar. Bu şekilde oluşan (+) ve (-) yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerler. Bu çekim iyonik bağın oluşumuna sebep olur. Onun için iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmak zordur. Elektron aktarımıyla oluşan bileşiklerde, kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmalıdır.

. İyonik katılar belirli bir kristal yapı oluştururlar.

. İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.

. İyonik bileşikler katı halde elektriği iletmez. Sıvı halde ve çözeltileri elektriği iletirler.

KOVALENT BAĞLAR

Hidrojenin ametallerle ya da ametallerin kendi arlarında elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturulan bağa kovalent bağ denir. Değerlik elektronları elementin simgesi çevresinde noktalarla gösterilerek elektron ortaklaşması gösterilir. Bu tür formüllere elektron nokta formülleri denir.

. Periyodik cetvelin A gruplarında değerlik elektron sayısı grup numarasına eşit olduğundan grup numarası, simge çevresine konulacak elektron sayısını gösterir.

. İki atom arasına konulan noktalar her iki atom için de sayılır ve kararlı moleküller de atomların simgeleri çevresinde toplam nokta sayısı 8 ‘dir.

Moleküllerin elektron nokta formülleri yazılırken;

. Molekülü oluşturan atomların değerlik elektronları belirlenir.

. Yapacakları bağ sayıları saptanır, çok bağ yapanlar merkez atomu olarak alınır.

. Merkez atomu birden fazla ise merkez atomları birbirine bağlanacak şekilde yazılır.

. Değerlik elektronlar, atomların çevresine oktet kuralına uyacak şekilde dağıtılır.

a.Apolar Kovalent Bağ: Kutupsuz bağ, yani (+), (-) kutbu yoktur. İki hidrojen atomu elektronları ortaklaşa kullanarak bağ oluştururlar. İki atom arasındaki bağ H-H şeklinde gösterilir. Flor atomunun son yörüngesinde 7 elektronu vardır ve bir tane yarı dolu orbitali vardır. 2 flor atomu arasında elektronlar ortaklaşa kullanılarak bir bağ oluşur. Oksijenin son yörüngesinde 6 elektronu vardır. 2 tane yarı dolu orbitali vardır. Buna göre 2 tane bağ oluştururlar.

b.Polar Kovalent Bağlar: Farklı ametaller arasında oluşan bağa polar kovalent bağ denir. Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur.

Hidrojen ve Flor elektron ortaklığı ile bileşik oluşturmuş durumdadır. Florun elektron alması yani elektronu kendisine çekme gücü hidrojenden daha fazla olduğundan elektron kısmen de olsa Flor tarafındadır. Dolayısıyla Flor kısmen (-), Hidrojen ise kısmen (+) yüklenmiş olur. Bu olaya kutuplaşma denir. Bu tür bağa polar kovalent bağ denir.

Not: Bazı hallerde ortaklaşılan her iki elektron da bir atom tarafından verilir. Böyle bağlara koordine kovalent bağ denir.

BİR ATOMUN YAPABİLECEĞİ BAĞ SAYISI

Bir atomu yapabileceği bağ sayısı; o atomun sahip olduğu veya çok az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Bir alt yörüngeden bir üst yörüngeye elektron uyarılarak yarı dolu orbital oluşturma çok enerji istediğinden bağ yapmaya elverişli olamaz.

BAĞ ENERJİLERİ

Kimyasal bağ oluşurken açığa çıkan enerji, bu bağları kırmak için moleküle verilmesi gereken enerjiye eşittir. Bu enerjiye bağ enerjisi denir. Bağ enerjisi ne kadar büyükse oluşan bileşik o kadar sağlamdır. Moleküllerde iki atom arasındaki bağ sayısı arttıkça bağ uzunlukları azalır ve bağ enerjileri artar. Bağın iyon karakteri arttıkça, iyonlar arasındaki çekme kuvvetleri artacağından bağı koparmak daha çok enerji ister. İki atomlu moleküllerde 1 mol XY’nin ayrışması için gereken enerjiye molar bağ enerjisi denir.

Molekül Polarlığı, Molekül Geometrisi ve Hibritleşme

İki atomlu bir molekülün polar olup olmadığını tahmin etmek kolaydır. Molekül aynı cins iki atomdan meydana gelmişse atomlar arasındaki bağ ve molekül apolardır. İki atomlu molekülde atomlar farklı ise molekül ve bağlar polardır. İkiden fazla atom ihtiva eden moleküllerinin polarlığını tahmin etmek oldukça zordur. Molekülün içindeki bağlar polar olmasına rağmen, molekülün kendisi polar olmayabilir.

Hibritleşme (melezleşme):

Bir atomun son periyodundaki dolu ve yarı dolu orbitallerin kaynaşarak özdeş yeni orbitaller oluşturması olayına hibritleşme denir. yeni oluşan orbitallere hibrit orbitalleri denir. Elektronlar merkez atoma en uzakta bulunacak şekilde yerleşirler.

Not: Hibritleşme yalnız yarı dolmuş orbitallerin değil, dolu ve yarı dolu bütün değerlik orbitalleri arasında olur. Ancak merkezi atomun yapabileceği bağ sayısı onun sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Hibritleşme, kimyasal bağ sırasında gerçekleşir. Serbest haldeki atomlarda söz konusu değildir. Hibrit orbitalleri uzayda belirli şekilde yönlenirler ve bu durum molekülün geometrik biçimini belirler.

ÖZETLERSEK:

XY türü moleküller:

( 1A ile 7A, 2A ile 6A, 3A ile 5A)

Moleküller ve bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusaldır.

XY 2 türü moleküller:

X: 2A Y: 7A veya hidrojen ise;

Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.

X: 4A Y: 2A veya 6A ise;

Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.

X: 6A Y: 1A veya 7A ise;

Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi kırık doğru, hibritleşme sp ‘tür.

XY 3 türü moleküller:

X: 3A Y:7A veya hidrojen ise;

Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzlem üçgen, hibritleşme sp ‘dir

X:5A Y:7Aveya 1A grubunda ise;

Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi üçgen piramit, hibritleşme sp ‘tür.

XY 4 türü moleküller:

Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzgün dörtyüzlü, hibritleşme sp ‘tür.


İKİLİ VE ÜÇLÜ BAĞLAR

Bazı moleküllerde, iki atom birbirine iki ya da üç bağ ile bağlanabilirler. İki atom arasındaki ilk oluşan bağ sigma bağıdır. Diğer bağlar ise pi bağıdır. İki atom arasında ikili bağ varsa biri sigma, diğeri pi bağıdır. Üçlü bağ varsa bir tanesi sigma, diğerleri pi bağıdır. İki atom arasında sigma bağı olmadan pi bağı oluşamaz.

Karbon Atomunun Hibritleşmesi:

Karbon atomu 4 bağın tamamını tek bağ olarak yapmışsa, hiritleşmesi sp ‘tür. Karbon atomuna bir tane ikili bağ varsa, hibritleşmesi sp ‘dir. Yani bir pi bağı ise hibritleşme sp ‘dir. Karbon atomu üçlü bağ yapmışsa ya da her iki tarafında ikili bağ varsa hibritleşmesi sp dir. Yani iki tane pi bağı bağlı ise hibritleşme sp’dir.

Sp hibritleşmesi: Eğer karbon atomu, yalnız iki atoma bağlı ve kararlı molekül oluşturmuşsa, bu durumda karbon atomu sp hibritleşmesine uğramıştır.

Sp2 hiritleşmesi: Eğer karbon atomu başka bir atoma bir çift bağ ile bağlanmış ise karbon atomu sp2 hibritleşmesine uğramıştır.

MOLEKÜL ARASI BAĞLAR

Maddeler gaz halinde iken moleküller hemen hemen birbirinden bağımsız hareket ederler ve moleküller arasında herhangi bir itme ve çekme kuvveti yok denecek kadar azdır. Maddeler sıvı hale getirildiklerinde ya da katı halde bulunduklarında moleküller birbirine yaklaşacağından moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluşacaktır. Bu etkileşmeye molekül arası bağ denir. Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düşük olması molekül arasında oluşan bağların kuvvetiyle ilişkilidir.

Van Der Waals Çekimleri:

Kovalent bağlı apolar moleküllerde ve soygazlarda yoğun fazlarda sadece kütlelerinden kaynaklanan bir çekim kuvveti oluşmaktadır. Bu kuvvete van der waals bağları denir. Yoğun fazda sadece van der vaals bağı bulunan maddelere moleküler maddeler denir. Moleküler maddelerin mol ağırlıkları arttıkça kaynama ve erime noktaları yükselir. Sıvı ve katı halde yalnızca Van Der Waals bağları bulunduran maddeler;

. Soygazlar (He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn)

. Moleküller halinde bulunan ametaller (H 2 , O 2 , N 2 , F 2 , Cl 2 , Br 2 , I 2 , P 4 )

. Apolar olan bileşikler (CH 4 , CO 2 , C 2 H 6 )

Dipol – Dipol Etkileşimi:

Bu tür etkileşim polar moleküller arasında görülür. Polar moleküller sürekli bir kısmı (+), bir kısmı (-) uca sahiptirler. İki polar molekül birbirine yaklaşırken birinin pozitif ucu diğerinin negatif ucuna yönelir. Böylece bir molekülün (+) ucu ile diğerinin (-) ucu arasında bir elektrostatik çekme oluşur. Ancak bu çekme zıt yüklü iyonlar arasındaki çekmeden çok zayıftır.

. Polar moleküller arasındaki bu kuvvetler, van der Walls kuvvetlerinden daha büyüktür. Bu nedenle aynı molekül kütlesine sahip iki maddeden polar olanının erime ve kaynama noktası daha yüksektir.

. Polar moleküllerin oluşturduğu katılar, su gibi polar çözücülerde iyi çözünürler. Bu çözünme polar etkileşimle sağlanır.

HİDROJENİN BAĞLARI

Hidrojen atomu, elektronları kuvvetli çeken N, O ve F atomları ile kimyasal bağ oluşturduğunda, elektronunu büyük ölçüde yitirir ve diğer polar moleküllerdekine göre daha etkin ir artı yük kazanır. Bu yük nedeniyle hidrojen komşu moleküllerin eksi ucuyla moleküller arası bir bağ oluşur. Bu bağa hidrojen bağı denir. Hidrojen bağı, diğer polar moleküllerdeki dipol dipol etkileşiminden farklı ve güçlüdür.

. Hidrojen bağlarını koparmak için gereken enerji, 5 ile 10 kkal/mol dolaylarındadır. Hidrojen bağları kovalent bağlara göre çok zayıftır. Bu nedenle su ısıtılınca öncelikle hidrojen bağları kopar, gaz haline gelir. H 2 ile O 2 ‘ye ayrışmaz.

. Hidrojen bağları, polar etkileşiminden çok daha güçlüdür. Moleküller arası yalnız van der Walls kuvvetlerine sahip olduğundan kaynama noktası çok düşüktür.

Suda Çözünme:

Hidrojen bağı oluşturabilen iki farklı molekül birbirleriyle de hidrojen bağı oluştururlar. Bu durum hidrojen bağı oluşturabilen maddelerin suda iyi çözünmelerini sağlar. Hangi tür kuvvetle bağlanırsa bağlansın oluşan katılara moleküllü katı denir. Genelde moleküllü katıların erime noktaları, katılara göre daha düşüktür.

METAL BAĞI

Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan kuvvetlere metal bağı denir. Değerlik elektronlarının serbest hareketleri nedeniyle metaller, elektrik akımı ve ısıyı iyi iletirler. Metal kristalinde basınç etkisiyle kristalin bir kısmının kayması asıl yapıyı bozmaz. Bu nedenle metaller dövülerek, tel ve levha haline getirilebilirler. Metallerin erime noktaları genelde moleküllü katılardan yüksektir. Oda koşullarında hemen tümü katıdır. Periyodik cetvelde;

. Bir grupta yukarıdan aşağıya doğru atom çapı büyüdükçe genel olarak metal bağı zayıflar, dolayısıyla erime noktası düşer.

. Bir sırada soldan sağa doğru atom çapı küçülüp, değerlik elektron sayısı arttıkça metal bağı kuvvetlenir, erime noktası yükselir.

Moleküllü katı grubuna giren ametallerle metallerin özellikleri;

Metaller;

. Elektrik akımını ve ısıyı iyi iletirler.

. Erime noktaları yüksektir.

. Ametallere göre değerlik elektronları çok daha hareketlidir.

. Dövülebilme, çekilebilme özelliğine sahiptirler ve şekil verilebilirler.

. Ametallerle birleşirler.

. İyonları daima artı yüklüdür.

Ametaller;

. Isı ve elektrik akımını iyi iletmezler.

. Erime noktaları düşüktür.

. Metal yumuşaklığına sahip değillerdir. Kırılgandırlar.

. Birbirleriyle ve metallerle birleşirler.

İYON BAĞI:

Elektronlarını kolay kaybeden atomlarla, kolay elektron alabilen atomlar arasında oluşan bağa iyon bağı denir. Artı ve eksi yüklü iyonlardan oluşan katılara iyonlu katı denir. İyonlu katılarda, her iyonun karşıt yüklü iyonlarla çevrildiği bir örgü bulunduğundan birkaç atomun bir araya geldiği moleküllerin varlığından söz edilemez. İyon kristallerinde elektronlar, iyonların çekirdekleri tarafından kuvvetli çekildiklerinden serbest halde bulunmazlar. Bir iyon kristalinin bir kısmının basınç etkisinde kalması durumunda iyonlar kayar ve aynı adlı elektrik yükleri birbirlerinin yanına gelir. Aynı yüklü iyonların birbirlerini itmesiyle kristal ikiye ayrılır. Buna göre metalik katılarda olduğu gibi iyonlu katılar dövülüp, tel ve levha haline getirilemezler. İyonlu katılar eritildiklerinde ya da suda çözündüklerinde elektrik akımını iletirler. Polar moleküllü maddeler ve iyon bileşikleri polar çözücülerde, apolar bileşikler apolar çözücülerde daha kolay çözünürler.

kimyasal bağlar ile ilgili konu anlatımı,9. sınıf kimya dersi ko

16/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

kimyasal bağlar ile ilgili konu anlatımı,9. sınıf kimya dersi konu anlatımları,9. kimyasal bağlar konu anlatımı

KİMYASAL BAĞLAR

Kimyasal bağ, moleküllerde atomları bir arada tutan kuvvettir. Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler. Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye çalışırlar. Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir. Soy gazların bileşik oluşturamamasının sebebi bütün orbitallerinin dolu olmasıdır. Elektron yapıları farklı olan atomlar değişik biçimlerde bir araya gelerek kimyasal bağ oluştururlar;

. Bir atomdan diğer bir atoma elektron aktarılmasıyla

. İki atomun ortak elektron kullanmasıyla

Not: Elektron alış verişi ya da elektron ortaklaşmasının nedeni; atomların kararlı hale gelebilmek için elektron düzenlerini, soy gazlarınkine benzetme isteğidir. Soy gazların 8 değerlik elektronuna sahip oldukları için elektron sayısı 8’e tamamlanır. Buna oktet kuralı denir.

İYONİK BAĞLAR

İyonik bağlar, metaller ile ametaller arasında metallerin elektron vermesi ametallerin elektron almasıyla oluşan bağlanmadır. Metaller elektron vererek (+) değerlik, ametaller elektron alarak (-) değerlik alırlar. Bu şekilde oluşan (+) ve (-) yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerler. Bu çekim iyonik bağın oluşumuna sebep olur. Onun için iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmak zordur. Elektron aktarımıyla oluşan bileşiklerde, kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmalıdır.

. İyonik katılar belirli bir kristal yapı oluştururlar.

. İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.

. İyonik bileşikler katı halde elektriği iletmez. Sıvı halde ve çözeltileri elektriği iletirler.

KOVALENT BAĞLAR

Hidrojenin ametallerle ya da ametallerin kendi arlarında elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturulan bağa kovalent bağ denir. Değerlik elektronları elementin simgesi çevresinde noktalarla gösterilerek elektron ortaklaşması gösterilir. Bu tür formüllere elektron nokta formülleri denir.

. Periyodik cetvelin A gruplarında değerlik elektron sayısı grup numarasına eşit olduğundan grup numarası, simge çevresine konulacak elektron sayısını gösterir.

. İki atom arasına konulan noktalar her iki atom için de sayılır ve kararlı moleküller de atomların simgeleri çevresinde toplam nokta sayısı 8 ‘dir.

Moleküllerin elektron nokta formülleri yazılırken;

. Molekülü oluşturan atomların değerlik elektronları belirlenir.

. Yapacakları bağ sayıları saptanır, çok bağ yapanlar merkez atomu olarak alınır.

. Merkez atomu birden fazla ise merkez atomları birbirine bağlanacak şekilde yazılır.

. Değerlik elektronlar, atomların çevresine oktet kuralına uyacak şekilde dağıtılır.

a.Apolar Kovalent Bağ: Kutupsuz bağ, yani (+), (-) kutbu yoktur. İki hidrojen atomu elektronları ortaklaşa kullanarak bağ oluştururlar. İki atom arasındaki bağ H-H şeklinde gösterilir. Flor atomunun son yörüngesinde 7 elektronu vardır ve bir tane yarı dolu orbitali vardır. 2 flor atomu arasında elektronlar ortaklaşa kullanılarak bir bağ oluşur. Oksijenin son yörüngesinde 6 elektronu vardır. 2 tane yarı dolu orbitali vardır. Buna göre 2 tane bağ oluştururlar.

b.Polar Kovalent Bağlar: Farklı ametaller arasında oluşan bağa polar kovalent bağ denir. Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur.

Hidrojen ve Flor elektron ortaklığı ile bileşik oluşturmuş durumdadır. Florun elektron alması yani elektronu kendisine çekme gücü hidrojenden daha fazla olduğundan elektron kısmen de olsa Flor tarafındadır. Dolayısıyla Flor kısmen (-), Hidrojen ise kısmen (+) yüklenmiş olur. Bu olaya kutuplaşma denir. Bu tür bağa polar kovalent bağ denir.

Not: Bazı hallerde ortaklaşılan her iki elektron da bir atom tarafından verilir. Böyle bağlara koordine kovalent bağ denir.

BİR ATOMUN YAPABİLECEĞİ BAĞ SAYISI

Bir atomu yapabileceği bağ sayısı; o atomun sahip olduğu veya çok az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Bir alt yörüngeden bir üst yörüngeye elektron uyarılarak yarı dolu orbital oluşturma çok enerji istediğinden bağ yapmaya elverişli olamaz.

BAĞ ENERJİLERİ

Kimyasal bağ oluşurken açığa çıkan enerji, bu bağları kırmak için moleküle verilmesi gereken enerjiye eşittir. Bu enerjiye bağ enerjisi denir. Bağ enerjisi ne kadar büyükse oluşan bileşik o kadar sağlamdır. Moleküllerde iki atom arasındaki bağ sayısı arttıkça bağ uzunlukları azalır ve bağ enerjileri artar. Bağın iyon karakteri arttıkça, iyonlar arasındaki çekme kuvvetleri artacağından bağı koparmak daha çok enerji ister. İki atomlu moleküllerde 1 mol XY’nin ayrışması için gereken enerjiye molar bağ enerjisi denir.

Molekül Polarlığı, Molekül Geometrisi ve Hibritleşme

İki atomlu bir molekülün polar olup olmadığını tahmin etmek kolaydır. Molekül aynı cins iki atomdan meydana gelmişse atomlar arasındaki bağ ve molekül apolardır. İki atomlu molekülde atomlar farklı ise molekül ve bağlar polardır. İkiden fazla atom ihtiva eden moleküllerinin polarlığını tahmin etmek oldukça zordur. Molekülün içindeki bağlar polar olmasına rağmen, molekülün kendisi polar olmayabilir.

Hibritleşme (melezleşme):

Bir atomun son periyodundaki dolu ve yarı dolu orbitallerin kaynaşarak özdeş yeni orbitaller oluşturması olayına hibritleşme denir. yeni oluşan orbitallere hibrit orbitalleri denir. Elektronlar merkez atoma en uzakta bulunacak şekilde yerleşirler.

Not: Hibritleşme yalnız yarı dolmuş orbitallerin değil, dolu ve yarı dolu bütün değerlik orbitalleri arasında olur. Ancak merkezi atomun yapabileceği bağ sayısı onun sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Hibritleşme, kimyasal bağ sırasında gerçekleşir. Serbest haldeki atomlarda söz konusu değildir. Hibrit orbitalleri uzayda belirli şekilde yönlenirler ve bu durum molekülün geometrik biçimini belirler.

ÖZETLERSEK:

XY türü moleküller:

( 1A ile 7A, 2A ile 6A, 3A ile 5A)

Moleküller ve bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusaldır.

XY 2 türü moleküller:

X: 2A Y: 7A veya hidrojen ise;

Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.

X: 4A Y: 2A veya 6A ise;

Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.

X: 6A Y: 1A veya 7A ise;

Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi kırık doğru, hibritleşme sp ‘tür.

XY 3 türü moleküller:

X: 3A Y:7A veya hidrojen ise;

Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzlem üçgen, hibritleşme sp ‘dir

X:5A Y:7Aveya 1A grubunda ise;

Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi üçgen piramit, hibritleşme sp ‘tür.

XY 4 türü moleküller:

Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzgün dörtyüzlü, hibritleşme sp ‘tür.


İKİLİ VE ÜÇLÜ BAĞLAR

Bazı moleküllerde, iki atom birbirine iki ya da üç bağ ile bağlanabilirler. İki atom arasındaki ilk oluşan bağ sigma bağıdır. Diğer bağlar ise pi bağıdır. İki atom arasında ikili bağ varsa biri sigma, diğeri pi bağıdır. Üçlü bağ varsa bir tanesi sigma, diğerleri pi bağıdır. İki atom arasında sigma bağı olmadan pi bağı oluşamaz.

Karbon Atomunun Hibritleşmesi:

Karbon atomu 4 bağın tamamını tek bağ olarak yapmışsa, hiritleşmesi sp ‘tür. Karbon atomuna bir tane ikili bağ varsa, hibritleşmesi sp ‘dir. Yani bir pi bağı ise hibritleşme sp ‘dir. Karbon atomu üçlü bağ yapmışsa ya da her iki tarafında ikili bağ varsa hibritleşmesi sp dir. Yani iki tane pi bağı bağlı ise hibritleşme sp’dir.

Sp hibritleşmesi: Eğer karbon atomu, yalnız iki atoma bağlı ve kararlı molekül oluşturmuşsa, bu durumda karbon atomu sp hibritleşmesine uğramıştır.

Sp2 hiritleşmesi: Eğer karbon atomu başka bir atoma bir çift bağ ile bağlanmış ise karbon atomu sp2 hibritleşmesine uğramıştır.

MOLEKÜL ARASI BAĞLAR

Maddeler gaz halinde iken moleküller hemen hemen birbirinden bağımsız hareket ederler ve moleküller arasında herhangi bir itme ve çekme kuvveti yok denecek kadar azdır. Maddeler sıvı hale getirildiklerinde ya da katı halde bulunduklarında moleküller birbirine yaklaşacağından moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluşacaktır. Bu etkileşmeye molekül arası bağ denir. Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düşük olması molekül arasında oluşan bağların kuvvetiyle ilişkilidir.

Van Der Waals Çekimleri:

Kovalent bağlı apolar moleküllerde ve soygazlarda yoğun fazlarda sadece kütlelerinden kaynaklanan bir çekim kuvveti oluşmaktadır. Bu kuvvete van der waals bağları denir. Yoğun fazda sadece van der vaals bağı bulunan maddelere moleküler maddeler denir. Moleküler maddelerin mol ağırlıkları arttıkça kaynama ve erime noktaları yükselir. Sıvı ve katı halde yalnızca Van Der Waals bağları bulunduran maddeler;

. Soygazlar (He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn)

. Moleküller halinde bulunan ametaller (H 2 , O 2 , N 2 , F 2 , Cl 2 , Br 2 , I 2 , P 4 )

. Apolar olan bileşikler (CH 4 , CO 2 , C 2 H 6 )

Dipol – Dipol Etkileşimi:

Bu tür etkileşim polar moleküller arasında görülür. Polar moleküller sürekli bir kısmı (+), bir kısmı (-) uca sahiptirler. İki polar molekül birbirine yaklaşırken birinin pozitif ucu diğerinin negatif ucuna yönelir. Böylece bir molekülün (+) ucu ile diğerinin (-) ucu arasında bir elektrostatik çekme oluşur. Ancak bu çekme zıt yüklü iyonlar arasındaki çekmeden çok zayıftır.

. Polar moleküller arasındaki bu kuvvetler, van der Walls kuvvetlerinden daha büyüktür. Bu nedenle aynı molekül kütlesine sahip iki maddeden polar olanının erime ve kaynama noktası daha yüksektir.

. Polar moleküllerin oluşturduğu katılar, su gibi polar çözücülerde iyi çözünürler. Bu çözünme polar etkileşimle sağlanır.

HİDROJENİN BAĞLARI

Hidrojen atomu, elektronları kuvvetli çeken N, O ve F atomları ile kimyasal bağ oluşturduğunda, elektronunu büyük ölçüde yitirir ve diğer polar moleküllerdekine göre daha etkin ir artı yük kazanır. Bu yük nedeniyle hidrojen komşu moleküllerin eksi ucuyla moleküller arası bir bağ oluşur. Bu bağa hidrojen bağı denir. Hidrojen bağı, diğer polar moleküllerdeki dipol dipol etkileşiminden farklı ve güçlüdür.

. Hidrojen bağlarını koparmak için gereken enerji, 5 ile 10 kkal/mol dolaylarındadır. Hidrojen bağları kovalent bağlara göre çok zayıftır. Bu nedenle su ısıtılınca öncelikle hidrojen bağları kopar, gaz haline gelir. H 2 ile O 2 ‘ye ayrışmaz.

. Hidrojen bağları, polar etkileşiminden çok daha güçlüdür. Moleküller arası yalnız van der Walls kuvvetlerine sahip olduğundan kaynama noktası çok düşüktür.

Suda Çözünme:

Hidrojen bağı oluşturabilen iki farklı molekül birbirleriyle de hidrojen bağı oluştururlar. Bu durum hidrojen bağı oluşturabilen maddelerin suda iyi çözünmelerini sağlar. Hangi tür kuvvetle bağlanırsa bağlansın oluşan katılara moleküllü katı denir. Genelde moleküllü katıların erime noktaları, katılara göre daha düşüktür.

METAL BAĞI

Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan kuvvetlere metal bağı denir. Değerlik elektronlarının serbest hareketleri nedeniyle metaller, elektrik akımı ve ısıyı iyi iletirler. Metal kristalinde basınç etkisiyle kristalin bir kısmının kayması asıl yapıyı bozmaz. Bu nedenle metaller dövülerek, tel ve levha haline getirilebilirler. Metallerin erime noktaları genelde moleküllü katılardan yüksektir. Oda koşullarında hemen tümü katıdır. Periyodik cetvelde;

. Bir grupta yukarıdan aşağıya doğru atom çapı büyüdükçe genel olarak metal bağı zayıflar, dolayısıyla erime noktası düşer.

. Bir sırada soldan sağa doğru atom çapı küçülüp, değerlik elektron sayısı arttıkça metal bağı kuvvetlenir, erime noktası yükselir.

Moleküllü katı grubuna giren ametallerle metallerin özellikleri;

Metaller;

. Elektrik akımını ve ısıyı iyi iletirler.

. Erime noktaları yüksektir.

. Ametallere göre değerlik elektronları çok daha hareketlidir.

. Dövülebilme, çekilebilme özelliğine sahiptirler ve şekil verilebilirler.

. Ametallerle birleşirler.

. İyonları daima artı yüklüdür.

Ametaller;

. Isı ve elektrik akımını iyi iletmezler.

. Erime noktaları düşüktür.

. Metal yumuşaklığına sahip değillerdir. Kırılgandırlar.

. Birbirleriyle ve metallerle birleşirler.

İYON BAĞI:

Elektronlarını kolay kaybeden atomlarla, kolay elektron alabilen atomlar arasında oluşan bağa iyon bağı denir. Artı ve eksi yüklü iyonlardan oluşan katılara iyonlu katı denir. İyonlu katılarda, her iyonun karşıt yüklü iyonlarla çevrildiği bir örgü bulunduğundan birkaç atomun bir araya geldiği moleküllerin varlığından söz edilemez. İyon kristallerinde elektronlar, iyonların çekirdekleri tarafından kuvvetli çekildiklerinden serbest halde bulunmazlar. Bir iyon kristalinin bir kısmının basınç etkisinde kalması durumunda iyonlar kayar ve aynı adlı elektrik yükleri birbirlerinin yanına gelir. Aynı yüklü iyonların birbirlerini itmesiyle kristal ikiye ayrılır. Buna göre metalik katılarda olduğu gibi iyonlu katılar dövülüp, tel ve levha haline getirilemezler. İyonlu katılar eritildiklerinde ya da suda çözündüklerinde elektrik akımını iletirler. Polar moleküllü maddeler ve iyon bileşikleri polar çözücülerde, apolar bileşikler apolar çözücülerde daha kolay çözünürler.

Lise 1 Biyoloji Dersi Konu Anlatımı ve Notları 1Hücrenin Yapısı

8/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

Hücrenin Yapısı

 

Canlıların en küçük yapı ve görev birimine hücre denir. Hücre kavramı ilk kez Robert Hooke tarafından ortaya atılmıştır.

Hücre Teorisi

1. Bütün canlılar hücrelerden meydana gelmiştir.

2. Hücreler daha önce var olan hücrelerin bölünmesiyle oluşur.

3. Canlılar, tek, koloni ya da çok hücrelidir.

4. Canlının kalıtım materyali hücre içerisinde bulunur.

Çok hücreli canlılarda hücreler yapmış oldukları görevlere göre farklı şekil ve büyüklüktedir. Hücreler birleşerek doku ve organları oluşturur.

Canlılar âleminde çekirdek yapısı ve organel durumuna göre iki tip hücre vardır. Bunlar;

1. Prokaryot hücre

Kalıtım materyali bir zar ile çevrilmemiştir ve zarlı organel bulundurmazlar. Bakteriler, Mavi  yeşil algler Prokaryot tipi hücrelere sahiptir. Bu tip hücrelerden oluşan canlılar, Monera âleminde incelenmektedir. Bu canlılarda hücre çeperi vardır. Organel olarak sadece ribozom bulundururlar.

2. Ökaryot hücre

Kalıtım materyali zarla çevrili hücrelerdir. Protista, mantar, bitki ve hayvanlar âlemi canlıları Ökaryot hücre tipine sahiptir.

Ökaryot bir hücre üç kısımda incelenir;

1. Hücre zarı

2. Sitoplâzma ve hücre organelleri

3. Çekirdek

I. HÜCRE ZARI

Hücre zarının görevleri

— Hücrenin dağılmasını önler.

— Aynı dokudaki hücrelerin birbirini tanımasını sağlar.

— Hücredeki madde alış  verişini kontrol eder.

— Hücredeki bazı yapıları (koful gibi) oluşturur.

— Hücreyi dış etkilere karşı korur.

Hücre zarının yapısı

Yapısında, % 65 protein, % 33 yağ, % 2 karbonhidrat bulunur. Kalınlığı 75–100 0A’dur. Canlı, esnek, yarı saydam ve seçici geçirgendir.

Birim Zar Modeli

Birim zar modelinde; Proteinler katman olarak hücre zarını çevreler. Porların sayısı ve yeri sabittir. Bu özelliklerden dolayı canlılık olaylarını ve seçici geçirgenliği açıklayamaz.

Akıcı Mozaik Zar Modeli

Proteinler akıcı yağ tabakası içine gömülmüş (gömülü protein) olarak ya da dış yüzeyde (yüzeysel protein) bulunur. Karbonhidratlar ya protein üzerinde (glikoprotein) ya da lipidler üzerinde (glikolipid) bulunur. Hücre zarında seçici geçirgenliği sağlayan ve por adı verilen delikler vardır. Porların yeri ve sayısı sabit değildir. Hücre zarında bulunan fosfolipitler zara akıcı bir özellik verir.

Hücre zarının yapısındaki protein, yağ ve karbonhidratların dizilişi hücre zarının özgüllüğünü belirler.

Glikoproteinlerin görevleri;

1. Hücreye girecek olan maddeleri tanır.

2. Bazı proteinler, virüs reseptörü olarak görev yapar.

3. Alyuvarların zarında bulunan bazı proteinler kan grubunu belirler.

4. Komşu hücrelerin birbirini tanımasını sağlar. Böylece, doku nakillerinde önem arz eder.

Hücre Zarının Farklılaşması İle Oluşan Yapıları

1 Mikrovillus: Bağırsak epitelinde besinleri emme görevi olan hücrelerde, hücre zarının bir miktar sitoplâzmayla dışarı doğru oluşturduğu parmak şeklindeki uzantılara villus denir. Villusların üzerindeki daha küçük uzantılara mikrovillus denir.

2 Yalancı ayak: Amip, akyuvar ve cıvık mantar hücrelerinde besin bulma ve yer değiştirme için hücre zarının oluşturduğu geçici uzantılara yalancı ayak denir.

3 Sil: Paramesyum ve bakteriler gibi canlıların hareketini sağlamak için hücre zarından oluşturulan uzantılara sil denir.

4 Kamçı: Sillere göre daha uzun ve az sayıdaki hareket organlarına kamçı denir. Öglena gibi tek hücrelilerde görülür.

5 Pinositoz cebi: Porlardan geçemeyecek kadar büyük sıvı besinlerin alınmasında hücre zarında oluşan geçici çöküntülere pinositoz cebi denir. Hayvansal hücrelerde görülür.

6 Mesozom: Bakterilerde mitokondri görevi gören zar kıvrımlara Mesozom denir. Burada solunum enzimleri bulunur.

Hücre Çeperi

Bitki hücrelerinde bulunur. Cansız, sert, tam geçirgen, selülozdan yapılmış koruyucu bir yapıdır. Üzerindeki geçitler büyüktür. Mantarlar ve monera âlemi canlılarında da bulunur.

Bakteri ve mantarların çeperi selüloz değildir. Protein, yağ ve karbonhidratların özel bileşiminden oluşmuştur.

Bitki türüne göre çeper içinde lignin (odun), süberin (mantar), gibi farklı maddeler birikir.

Çeper, bitki hücrelerine şekil verir. Turgor basıncından dolayı hücrenin patlamasını önler bu sayede destek görevi görür.

II.SİTOPLÂZMA VE HÜCRE ORGANELLER

1. SİTOPLÂZMA

Hücrede birçok hayatsal olayların gerçekleştiği yerdir. Yarı kolloidal (yarı sıvı) bir yapı gösterir. içinde organeller, su, proteinler, yağlar, karbonhidratlar, tuzlar, vitaminler, hormonlar ve çeşitli iyonlar bulunur.

2. HÜCRE ORGANELLERİ

Hücrede metabolik olayları gerçekleştiren özel yapılara organel denir.

1) Endoplâzmik retikulum: Hücre zarı ile çekirdek arasında uzanan ve hücreyi ağ gibi kaplamış kanalcık sistemidir. Hayvan hücrelerine şekil verir. Hücre içinde madde taşınması ve depolanması görevini yapar.

Üzerinde ribozom olanlara granüllü, ribozom olmayanlara granülsüz E.R. adı verilir. Protein sentezinin çok olduğu hücrelerde granüllü, yağ sentezinin çok olduğu hücrelerde granülsüz E.R. fazla oranda bulunur. Ayrıca golgi ve lizozom organellerini oluşturabilirler. E.R. hücre bölünmesinden önce eriyerek kaybolur, sonra yeniden oluşur.

2) Golgi Aygıtı: Granülsüz E.R.’den oluşur. Hücrelerin salgı ve paketlemesini sağlar. Salgı yapan hücrelerde bol bulunur. Örneğin; tükrük bezi ve süt bezlerinde olduğu gibi. Ribozomda sentezlenen proteinler önce E.R. ye, sonra golgiye geçerek paketlenir.

Hücre zarındaki glikolipid ve glikoproteinlere son şeklini verir. Hücre çeperinin yapısına katılan selülozu üretir. Lizozom organellerini oluşturur.

3) Lizozom: Tek katlı zarla çevrilidir. içinde sindirim enzimleri bulunur. Endositozla alınan veya hücre içinde bulunan kompleks molekülleri sindirir.

Hücrede yaşlanmış organelleri ve zararlı maddeleri yok eder. Akyuvarlarda alınan mikropları parçalar.

Herhangi bir sebepten dolayı, lizozomun zarı yırtılırsa, hücrenin kendi kendini sindirmesine neden olur, buna otoliz denir. Dokulardaki yaşlı hücrelerin ortadan kalkması, çürümenin hızlanması, kurbağa embriyosunun kuyruğunun kopması, insan embriyosunun parmak arası perdelerin yırtılması otolizle gerçekleşir. Bitki hücrelerinde bulunan lizozomlara fitolizozom denir.

4) Ribozom: Protein sentezinin gerçekleştiği yerdir. Çekirdekçikte üretilir. Protein sentezlediği için, bütün canlı hücrelerde bulunur.

Yapısında % 60 RNA ve % 40 protein bulunur.  iki alt birimden oluşmuştur. Protein, enzim ve hormon sentezi olan hücrelerde çok bulunur. Protein sentezi hızlı olan hücrelerde yan yana dizilerek polizomları oluştururlar.

Bulunduğu yerler; Çekirdek dış zarı, Granüllü E.R. üzerinde, Mitokondri ve Kloroplast sıvısında ve Sitoplâzmada serbest halde.

5) Sentrozom: Hayvan hücrelerinde bulunur. Birbirine dik iki sentriolden oluşur. Hücre bölüneceği zaman kendini eşler. Zarsız olup etrafında yoğunlaşmış bir sıvı vardır. Her bir sentriol 3’er tüpten meydana gelen 9 protein lifinden oluşmuştur.

İnsanın çizgili kas hücrelerinde, nöron gövdesinde, olgun yumurta hücresinde bulunmaz.

Hayvan hücrelerinde kromozom takımlarının kutuplara çekilmesini sağlayan iğ ipliklerini oluşturur. Ayrıca sentrozom, sil ,kamçı ve sperm hücrelerinin kuyruklarının oluşumunda görev alır.

6) Koful: Tek hücrelilerde boşaltım organelidir. Çok hücrelilerde ise artık maddelerin, besinlerin veya fazla suyun depo edildiği yerdir. E.R.’den, golgiden, hücre zarı ve çekirdek zarından oluşabilir. Kofullar bitkilerde artık maddelerin depolanmasını ve turgor basıncının ayarlanmasında görev alır.

Tatlı suda yaşayan tek hücrelilerde bulunan kontraktil kofullar fazla suyu dışarı atar. Bu olayda enerji harcanır. Kofular görevlerine göre isimlendirilir; besin kofulu, sindirim kofulu, boşaltım kofulu ve depo koful.

Kofullar genç bitki hücrelerinde küçük, yaşlı hücrelerde ise büyük ve azdır. Hatta bazen hücrenin içini tamamen doldurabilir. Hayvan hücrelerinde ise kofullar az ve küçüktür.

7) Mitokondri: Hücrede enerji (ATP) üretimini sağlayan merkezdir. Sayısı hücrenin enerji ihtiyacına göre değişir. Çizgili kas, sinir, kalp ve karaciğer hücrelerinde mitokondri fazladır.

Dış zarı düzgün, iç zarı ise kıvrımlıdır. Yani, iç zarı matrix içine doğru uzamıştır, böylece yüzey arttırılmıştır. Bu uzantılara krista denir. Mitokondri içindeki sıvıya matrix denir.

Kendine ait DNA, RNA ve ribozomu vardır. Gerektiğinde çoğalabilir. iç zar üzerinde ETS taşır. Gerektiği zaman bölünebilir, büyüyebilir ve kendisi için gerekli bazı proteinleri sentezleyebilir.

O2’li solunum, hücre sitoplâzmasında başlayıp mitokondride devam etmekte ve açığa çıkan enerji ATP şeklinde depolanmaktadır.

NOT: Bakterilerde mesozom mitokondrinin görevini üstlenmiştir.

8) Plastitler: Bitki hücrelerinde bulunan yapılardır. İçerisinde renk veren pigmentler bulunur. Üç çeşittir. Işık, kimyasal madde, sıcaklık ve pH etkisi ile birbirine dönüşebilirler.

Örneğin, Domates önce renksiz, sonra yeşil ve en son olarak kırmızı renge Kloroplast  Kromoplast) dönüşür. (Lökoplast

a. Kloroplast: Fotosentez olayının gerçekleştiği organeldir. En fazla, yaprağın mezofil tabakasında bulunur. Kendine ait     DNA, RNA ve ribozomları vardır. Gerektiğinde hücre içinde çoğalabilirler.  

Çift zarlıdır. içindeki lamelli yapılara grana denir. Burada fotosentezin ışıklı devre reaksiyonları gerçekleşir. Granaların arasını dolduran sıvıya da stroma denir. Karanlık devre reaksiyonları da burada gerçekleşir. Granaların lamelleri arasında ışığı soğuran ve yeşil rengi veren klorofil pigmenti bulunur. Klorofil ışık enerjisini emerek kimyasal enerjiye dönüştürür.

Fotosentezde görev alan ETS elemanları kloroplastın granasında bulunur.

Fotosentetik bakterilerde kloroplast olmadığı için, klorofil pigmenti sitoplâzma içinde tanecikler halinde bulunur.

b. Kromoplast: Bitkilerde turuncu (karoten) , sarı (ksantofil), kırmızı (likopin) renkleri oluşturan pigmentleri taşır. Bitkilerdeki diğer birçok renk de koful özsuyunun asitlik ve bazlık (pH) durumuna göre renk değiştirebilen antokyan maddeleri tarafından oluşturulur.

Meyve ve çiçeklere renk verirler. Işık enerjisini absorbe edebilirler. Fakat bu enerjiyi kloroplastlara aktarırlar.

c. Lökoplast:  Renksizdir. Bitkinin ışık almayan bölgelerinde bulunur. Işık etkisi ile kloroplasta dönüşür. Genelde kök, gövde, meyve ve tohumlarda yoğun olarak bulunur. Nişasta, yağ ve protein depolar.

III. ÇEKİRDEK

Prokaryot hücreler ve memeli alyuvarları hariç bütün Ökaryot hücrelerde bulunur.  Bir çok hücrede bir tanedir.  Çizgili kas hücrelerinde birden fazla bulunabilmektedir.

Çekirdeğin kısımları:

a. Çekirdek zarı: Çekirdeğin etrafını saran ve E.R.’nin devamı olan çift katlı bir yapıdır. Dış zar üzerinde ribozom organeli bulunabilir. Hücre bölüneceği zaman kaybolur. Hücre zarı özelliğindedir. Üzerindeki porlardan makro moleküller geçebilir.  Çift katlı zara sahiptir. Kalıtım materyalinin sitoplazmaya dağılarak bozulmasını önler.

b. Çekirdekçik: Ribozomun üretildiği yerdir. Yapısında bol miktarda RNA ve protein bulunur. Hücre bölünürken kaybolur, sonra yeniden oluşur. Bazı hücrelerde 2 tane bulunabilir.

c. Çekirdek özsuyu: Sitoplazma sıvısıyla aynı özelliktedir. Su, nükleotid, RNA, ATP, mineral ve enzim taşır. Sitoplâzmaya göre akışkanlığı azdır.

d. Kromatin iplikler: Çekirdeğin en önemli kısımlarındandır. Hücre bölüneceği zaman kısalıp kalınlaşarak kromozomları oluştururlar. Her canlı türünün kendine ait kromozom sayısı vardır. Örneğin, insanlarda 46 kromozom bulunur. Kromozom sayısı aynı olan canlılar aynı türden olmayabilir. Önemli olan, canlıların gen yapılarının benzerliğidir. Kromozom sayısı canlının gelişmişliği ile ilgili değildir. Kromozomlar; DNA ve proteinden oluşur.

Eşlenmiş kromatidleri bir arada tutan bağlantı noktasına sentromer denir. Kromozomlar hücre bölünmesinde iğ ipliklerine bu kısımdan bağlanır. Eşeyli üreyen canlılarda kromozomlar çiftler halinde bulunur. Bunlara homolog kromozom çifti denir. Homolog kromozomların karşılıklı bölgeleri aynı karakter üzerinde etkilidir. Bu canlılara diploid (2n) canlı denir. Kromozomlar tek tek bulunuyorsa bu canlılara haploid (n) canlı denir.

Çekirdeğin görevleri;

1.   Hücre bölünmesini kontrol eder. Bu sayede kalıtsal karakterleri yeni hücrelere aktarır.

2.   Protein sentezi yaptırarak hücre metabolizmasını kontrol eder.

Çekirdeğin görevleriyle ilgili bazı deneyler;

Amip deneyi; Çekirdeğin yöneticiliği

Acetabularia deneyi; Çekirdeğin kalıtsallığı

Acetabularia, tek hücreli makroskobik su yosunudur.

   Bitki Hücresi                 Hayvan Hücresi

– Çeper taşır (selülozik)             – Çeper taşımaz

– Fitolizozom taşır                     – Lizozom taşır

– Plastid vardır                          – Plastid yoktur

– Sentrozom yoktur                    – Sentrozom vardır

– Kofullar büyük                        – Kofullar küçük

– Depo besin nişasta                   – Depo besin glikojen

– Endositoz görülmez                  – Endositoz görülür

– Sitoplâzma ara lamel ile           – Sitoplâzma boğumlanarak

    bölünür                                          bölünür

– Şekli genelde köşelidir            – Şekli genelde ovaldir.


alıntıdır: http://englishpage.blogcu.com 

DİVAN EDEBİYATI VE DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ İLE İLGİLİ TE

6/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

 

DİVAN EDEBİYATI VE DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ İLE İLGİLİ TEST SORULARI (2)

 

11

I. Medhiye

II. Hicviye

III. Mersiye

IV. Semai

V. İlahi

Yukarıdakilerden hangileri divan edebiyatında kullanılan nazım türlerinden değildir?

A)IV ve V                  B) III. ve IV            C) I ve II      D) II ve IV     E) II. ve IIII

 

12

I. Siham-ı Kaza - Nedim

II. Leyla vü Mecnun – Baki

III.Garipname – Aşık Paşa

IV. Hüsn ü Aşk – Seyh Galip

V. Şikayetname – Fuzuli

Yukarıdaki eser- şair eşleştirmelerinden hangileri yanlıştır?

A)III ve V                  B) I. ve IV            C) I ve II      D) II ve V     E) I ve IIII

 

13

I. Şarkı

II. Murabba

III.Müstezat

IV. Kaside

V. Rubai

Yukarıdakilerden hangileri divan edebiyatında dörtlüklerle kurulan nazım biçimlerinden değildir?

A)II. ve V                  B) III. ve IV            C) III ve V      D) I ve IV     E) II. ve IIII

 

14

I. Her beyitin dizeleri kendi arasında uyaklıdır.

II. Din, tasavvuf, kahramanlık, aşk… gibi konular işlenir.

III. Beyit sayısı sınırlı değildir. Uzun ve manzum öyküdür.

IV.Aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır.

Yukarıda bahsedilen divan edebiyatı nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?

A) Gazel            B) Müstezat           C) Mesnevi              D) Kaside       E) Müsemmen

 

15 Ölüm veya eleştiri konularında yazılır. Bu nazım türünde bent sayısı 7 ile 12 arasında değişir.Her bent 7 ile 10 beyit arasında değişebilir. Baki’nin, Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı “Kanuni Mersiyesi” bu türde yazılmıştır.Ziya Paşa’nın bu nazım şekliyle yazdığı şiirleri edebiyatımızda çok ünlüdür.

Yukarıda bahsedilen divan edebiyatı nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?

A) Murabba           B) Müstezat           C) Tuyuğ             D) Terkib-i Bent      E) Şarkı

 

16

Bent sayısı 2 ile 5 arasında değişir. Aşk ve güzellik konusunda özel bir ezgiyle söylenir. Türklere ait bu türü Nedim geliştirmiştir. Bentlerin sonunda nakarat adı verilen dize tekrarlanır.

 Yukarıda bahsedilen divan edebiyatı nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şarkı          B) Murabba           C) Mesnevi            D) Kaside       E) Gazel

 

17

I. Hece ölçüsü kullanılması.

II. İlk iki dizenin doldurma olması.

III. Hep tunç uyak kullanılması.

IV. Tek dörtlükten oluşması

V. Anonim olması

Yukarıda verilen cümlelerden hangisi ya da hangileri “mani” ile “rubai”nin ortak özelliğidir?

A)II ve V                  B) Yalnız I            C) Yalnız IV        D) III ve V     E) I ve III

 

 18

I. Nedim

II. Baki

III. Şeyh Galip

IV. Evliya Çelebi

 V. Katip Çelebi

Yukarıda verilen sanatçılardan hangisi ya da hangileri şiir türünde eserleriyle tanınmamıştır?

A)IV ve V                  B) Yalnız I            C) Yalnız II        D) II ve V     E) I ve IV

 

19 (I) Divan şiirinde müstezat, gazelin dizelerine yarım dize eklenerek oluşturulan nazım biçimidir. (II) Nazire, usta kabul edilen bir şairin beğenilen bir şiirine benzetilerek yazılan şiirdir. (III) Hamse, bir şairin beş kasidesinin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlere denir. (IV) Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta denir. (V) Gazelin en güzel beyitine “beytü’l-gazel” denir.

Yukarıda numaralanmış cümlelerden hangisi yanlıştır?

A)   I                  B) II            C) III           D) IV            E)  V

 

20

I. Tevhid

II. Fahriye

III. Hicviye

IV. Mersiye

V. Girizgah

Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri konusuna göre kaside çeşitlerinden değildir?

A)I ve V                  B) Yalnız II           C) Yalnız V        D) II ve V     E) II ve III

 

CEVAP ANAHTARI

 

11. A    12.  C    13. B     14. C     15. D    16. A      17. C    18. A   19. C    20. D

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGİLİ TEST SORULARI,FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ

6/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

 

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGLİ TEST SORULARI (3) (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ İLE İLGİLİ TEST SORULARI, SORU BANKASI)

 

1-)Vücudumuzun besinlerden sağladığı enerji belirtilen durumların hangisi veya hangilerinde kullanılır?

    I. Oyun oynarken

   II. Uyurken

  III.Kitap okurken

 

A) Yalnız I              B) Yalnız III                C) I, III             D) I, II, III

 

2-)ATP molekülü için aşağıdakilerden hangisi  ya da hangileri doğrudur?

      I. Riboz şekeri içerir                                                          

      II. Üç Fosfat atomu içerir                                         

      III.Tek atomludur   

      IV.Fosfat atomları arasında yüksek enerjili bağ vardır

 

    A) II,IV            B) I,II,IV                          C) II,III,IV                 D) I,III,IV

 

3-)- I. Elektrolit özelliği gösterme

       II.Turnusol kağıdına etki etme

       III.Tatlarının ekşi olması

       IV.Bazlarla tuz oluşturma

 Yukarıdakilerden hangileri hem NaOH  hem HCl çözeltileri için doğrudur?

 

  a) I,II                b) II,IV               c) I,II,III              d) I,II,III,IV

 

4-)Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

 

     A) Asitlerle metaller tepkimeye girerek CO2 gazı açığa çıkarır.

     B) Asit ve bazlar tuzları oluşturur

     C) Asit baz tepkimesi kimyasal bir olaydır.

     D) Asit baz tepkimesi ekzotermik bir tepkimedir.

 

5-)I. Oksijenli solunum

    II. Fotosentez

    III.Etil alkol fermantasyonu

     Yukarıdaki reaksiyonların hangilerinde karbondioksit ürün olarak çıkar?

 

       A) I ,II                     B) II, III                        C) I , III                     D) I ,II ,III

 

6-)Renk körü bir baba ile sağlam annenin erkek çocuklarının renk körü olma olasılığı yüzde kaçtır?

 

    A) 100                   B) 50                        C) 25                    D) 0

 

7-)Aşağıdakilerden hangisi insanda kalıtsal değildir?

 

  A)Hemofili                     B) Göz rengi               C) Miyopluk D) Altı parmaklılık

               

8-) 1800 nükleotitten oluşan bir DNA molekülünde  Timin nükleotit sayısı 300’dür.Bu DNA molekülünde sitozin nükleotit sayısı kaçtır?

 

   A) 450                      B) 600                   C) 750                 D) 1200

 

9-)Aşağıdakilerden hangisi mayoz bölünmenin özelliği değildir?

 

A)Üreme hücrelerinde olur                                             B) 4 yavru hücre oluşur

C) Kromozom sayısı sabit kalır                                      D) Eşeyli üremeyi sağlar

 

10-)Kromozom sayısı 28 olan bir hücre 3 mitoz bir mayoz bölünme geçirirse oluşan hücrelerin kromozom sayısı kaç olur?

 

   A) 7                      B) 14                     C) 28                     D) 56

 

Cevaplar

 

1-D  , 2- B , 3-A , 4- A , 5-C ,6-D , 7- C ,  8-B , 9-C  , 10 -B

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGİLİ TEST SORULARI,FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ

6/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

 

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGİLİ TEST SORULARI (2) (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ İLE İLGİLİ TEST SORULARI, SORU BANKASI)

 

1.    Aşağıdakilerin hangisinde daha yüksek dirençli uzun iletgen tel kullanılır.?

 

      A)Ütüde                  B)Sigortada                     C)Radyoda                     D)Lambada

 

2.    Aşağıdakilerden hangileri mitoz bölünme sonrası oluşmaz?

       I.Karaciğer hücresi

       II.Epitel  hücresi

       III.Eşey hücresi  

 

     A)I                           B)III                                 C)I-III                            D)II-III

 

3.    Aşağıdakilerden hangisi vücudumuzdaki zararlı  maddenin dışarı atılmasında gerekli değildir.?

 

      A)Karaciğer            B)Böbrek                         C)Akciğer                      D)Deri

 

4.    Vücutta spermlerin meydan geldiği üreme organı aşağıdakilerden hangisidir.?

 

      A)Testis                 B)Uterus                           C)Böbrek                      D)Ovaryum

 

5.    Eşeyli üreme mekanizmasında erkek üreme hücresi ile dişi üreme hücresinin birleşmesi olayına ne denir?

      A)Tozlaşma           B)Gelişme                         C)Büyüme                     D)Döllenme

 

6.    Farklılaşma olayı ile organ ve dokuların oluşmasına sebep olan yapı hangisidir?

 

      A)Zigot                 B)Morula                          C)Yumurta                     D)Embriyo

 

7.    Aşağıdakilerden hangisi kalıtsal özellikler grubuna girmez?

 

      A)Göz Rengi         B)Saç rengi                        C)Vücut Ağırlığı            D)Kan grubu

 

8.    Aşağıda verilenlerin hangisinde oluşabilecek zararlı bir mutasyon sonraki  memelilere aktarılmaz?

 

      A)Yumurta            B)Sperm                             C)Zigot                           D)Beyin

 

9.    Genlerin çevre ile etkileşmesine ne ad verilir?

 

      A)Mutasyon           B)Modifikasyon              C)Adaptasyon                  D)Doğal seleksiyon

 

10.  Kromozom sayısı 2n=20 olan hücre bir mayoz bölünme geçirirse kromozom sayısı kaç olur?

 

      A)40                       B)20                                C)10                                  D)5

 

CEVAP ANAHTARI:

 

1)A   2)B   3)A   4)A   5)D   6)D   7)C   8)D   9)B   10)C

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGİLİ TEST SORULARI,FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ

6/9/2009 · Kategori: Fen Bilgisi Konu anlatimi

 

VÜCUDUMUZ KONUSU İLE İLGİLİ TEST SORULARI (1) (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ İLE İLGİLİ TEST SORULARI, SORU BANKASI)

 

1.    Aşağıdaki verilenlerden hangisi kafatası içerisinde bulunmasına rağmen sinir sisteminin bir parçası değildir.?

 

      A) Beyincik                 B)Hipotalamus             C)Hipofiz           D)Omurilik

     

2.    Duyu organlarının değişmeleri algılayıp beyne iletilmek üzere çevirdiği sinirsel bilgiye ne ad verilir?

 

      A) Uyarı                      B)Uyartı                       C)Sinaps             D)Tepki

 

3.    Topraktan  su ve suda erimiş minerallerin alınmasında görevli bitkisel yapı aşağıdakilerden hangisidir?

 

      A)Emici Tüyler           B)Ana Kökler               C)Kılcal Kökler  D)Yan Kökler

 

4.    Aşağıda verilen canlılardan hangisi kabuklular grubuna girer?

      A) Çekirge                  B)Midye                       C)Istakoz             D)Salyangoz

 

5.    Aşağıda verilen canlılardan hangisi bir çesit eklem bacaklı değildir?

 

      A)Çıyan                      B)Çekirge                      C)Akrep              D)Ahtapot

 

6.    Bitki vücudu genellikle 3 temel kısımdan oluşur.(kök,gövde,yapraklar).Aşağıda verilen hücresel yapılardan hangisi bütün bitki hücrelerinde ortak olarak bulunmaz?

 

      A)Mitokondri             B)Hücre çeperi               C)Kloroplast        D)Koful

 

7.    Hücre bölünmesini hızlandıran ayırt edici orgonel  aşağıdakilerden hangisidir?

 

      A) Santrozom             B)Çekirdekçik                 C)Lizozom            D)Mitokondri

 

8.    Aşağıdaki canlı gruplarının hangisinde trake solunumu görülür.?

 

      A) Solucanlar              B)Eklembacaklılar           C)Süngerler           D)Mercanlar

 

9.    Aşağıda verilenlerden hangisi doğadaki ekolojik dengenin sağlanmasında kullanılmaz?

 

      A) Fotosentez             B)Madde devri                C)Çürütme olayı    D)Sera Etkisi

 

10.  Aşağıdaki mercek tiplerinden hangisi bulanık görmeye neden olan astigmatizm hastalığı için kullanılabilir?

 

      A) Yakınsak               B)Iraksak                         C)İnce kenarlı         D)Silindirik

 

 

CEVAP ANAHTARI

 

1)C  2)B   3)A   4)C   5)D   6)C   7)A   8)B   9)D  10)D

« Önceki ::